iken…
anlamsız bir final sınavı için, anlamsız saatlerin geçmesini beklerken, Jehan Barbur dinlerken, ve o “bil ki unutulur herşey yazmayınca kağıda…” derken, ve yeni bir haziran sabahına doğru yol alıyorken, herşey ve herkes bu kadar uyuyorken yazmayıp da ne yapar insan. Uykunun uyanıklıktan farkı yokken, o yüzden kaygılanmıyorken uykusuzluk adına, sigara bitiyorken hem de… peki ne yazmalı?
kadınlara sokağa çıkma yasağının olduğu saatlerde sigarasız kalıp, sigara almaya gidememek, sırf bu yüzden küfretmek, bunu değiştirecek gücünün olmamasına hayıflanmak, güneşe muhtaç olanların sadece bitkiler değil, kadınlar olduğunu idrak edip kendini bir bitki kadar işlevsiz hissetmek olabilir pekala. sonra haziran gelmiş olmasına rağmen havanın hala ısınmayışı, mikro ve makro ekonomik problemler, ülke kurtarmaca oyunu oynamalar, eğitim sistemini ve dahilinde getirdiği herşeyi eleştirmeler, böylece rahatlamalar, sözü descartes’dan açıp, kim daha bilgili yarışması yapmalar da olabilir. sonra bir yıl önce yazdığım bir yazıya “sen gerçekten vampir misin?” diye yorum yapan erkek arkadaşa sataşmak da iyi bir seçenek. ama hiç içimden gelmiyorken, sigaram da yokken…
Başbakan’dan inciler
KA-DER’in (Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği) ’Meclis’e girmek için erkek olmak şart mı?’ adıyla düzenlediği bıyıklı kadın kampanyası bizim Başbakan’ı fena kızdırmış. Kadına siyasette kota uygulansın diyen dernek üyelerine ateş püskürmüş ama bu sefer -olayın bizim açımızdan tek olumlu yanı- “ananı da al git” dememiş Sayın Başbakan. Pozitif ayrımcılığa bu kadar küt, bu kadar bilinçsiz bir yaklaşımı Erdoğan’dan başkası sergileyemezdi doğrusu.
“Kusura bakmayın, mal mı ki bu, kota veriyorsun? Böyle saçmalık olmaz! Bazı dernek çıkmış diyor ki; kota koyun. Affedersiniz, erkeklerin ianesine mi teslim edeceğiz biz hanım kardeşlerimizi? Bu işte tabii ki ehliyet, liyakat arayacağız, onlarla beraber bu yola koyulacağız. Nasıl olsa kota var, bunu buraya koymamız lazım dediğiniz zaman olmaz. Ondan sonra yarın bunun bedeli de ayrı bir şekilde ödetilir.”
Kadınlar özelmiş
Yüce arama motorumuz Google’a kadın kelimesini arattığımda karşıma kadınlar özeldir diye bir başlık çıktı. Bunun yanısıra diyet, güzellik, burçlar, etkili bakışlara sahip olmanın sırları, sıfır bedenler vs..Tabi google’ın hiç suçu yok. Kadın denince akla (ve dolayısıyla ekrana) bunlar geliyor. Aslında çok da hayıflanmamak gerek. Kadınlar özeldir. Kapitalist sistem için bulunmaz bir pazar olup da özel olmayan birşey olabilir mi? Her santimetrekaresinden milyonlarca dolar kazandıran tek vücut kadın vücudu. Saç telinden ayak parmağının ucuna kadar bir kozmetik pazarı. Güzellik uzun yıllardan beri satın alınabilen birşey. Tabi güzelliğin de belli kriterleri var. Ben hem etine dolgun olayım hem güzel olayım diye bişey olamaz. Biz düşünemeyen kadınların yerine “uzmanlar” düşünmüş ve güzel kadın nasıl olur karar vermişler. Bir kere en başta zayıf olmak şart. Sıfır beden olmak en ideali ama eğer nefse hakim olunamıyorsa biraz kilo korselerle kapatılabilir. Makyaj ürünleriyle cildinizi kanser edercesine boyamak ikinci adım ve sonuncu aşama tabi ki markası belli şık ve pahalı giysiler. Bu kalıplara uyamayan kadınlara ise bunalıma girmek kalıyor. Fazla kiloları yüzünden kendiyle barışamayan, saçı fönsüz diye insan içine çıkamayan, kendine güvensiz kadınlar yaratıyor bu güzellik anlayışı.
Lilithche’de Lilith
İnsanlığın öyküsü Adem ve Havva ile başlıyor, öyle mi? Eski bir yahudi efsanesine göre, bu öykü Adem’le Havva’dan öncesine uzanıyor. Yani Adem’in ilk eşi Havva değil, Lilith adında bir kadındır. Ama, tarih boyunca gizlice aramızda dolaşıp, her kadın-erkek tartışmasında kendini gösterse de onu çok az tanıyoruz.
Sözü edilen efsane şöyle başlıyor: Tanrı topraktan Adem ile Lilith’i yaratır. Mutlu mutlu yaşasınlar diye onları cennete yerleştirir. Ama bu iki insan çifti bir türlü huzur bulamaz. Sorunları mı? Günümüz çiftlerinin sorunlarından farklı değildir. Adem ilişkide her alanda söz sahibi olmak ister. Ancak Lilith buna karşı çıkar. Özellikle cinsel ilişki sırasında Adem’in hep üstte yer almasını aşağılayıcı bularak itiraz eder. Kendisinin de Adem gibi topraktan yaratıldığını, yani eşit olduklarını savunur. Adem ise kendini, bağışlayan, bereketli gökyüzü; Lilith’i de ürün veren toprağa benzeterek bu şekilde birleşmek konusunda diretir. Adem tavırlarında ısrar edince, Lilith, birlikte yaşamalarının zor olacağına karar verip Tanrı’nın söylenmemesi gereken adını anarak göğe doğru yükselir. Sahip olduğu olanakları terk eden Lilith’in yeri artık dışlanmışların arasındadır. Çevresindeki cinlerle ve cinlerin kralı Şamael (Şeytan) ile ilişkiye girer ve onlardan çocuklar doğurur.
Bu arada cennette yalnız kalan Adem, Tanrı’ya dua ederek Lilith’i geri ister. Tanrı, Sanvai, Sansanvai ve Semangelof isimli üç meleği geri çağırmak üzere Lilith’e gönderir. Meleklere, dönmediği takdirde her gün yüz çocuğunun öldürüleceğini emreder. Ama, o kesinlikle dönmeyeceğini bildirir. Ve tehdit yerine getirilir…